(Altbaşlık: Kolektif Galeyan)

Ortaokul çağlarımız. 1990'ların ilk yılları. Terminatör / Yokedici filminin 2. bölümü Sivas'ta bir sinemada oynayacakmış diye bir söylenti yayıldı. Hayatımdaki en ilginç sinema deneyimidir belki o filmi izlemiş olmak. Türkiye'de gösterime gireli henüz birkaç hafta olmuş. O dönem için oldukça hızlı bir süre... 

Sonra gerçekten de Yalçın Sineması bir iki hafta önceden afişleri astı, reklamını yapmaya başladı. Tabi ki o günden başlayarak en az 10 gün boyunca genel ahlaka mugayyir filmler kaldırılarak sadece Terminatör oynayacak günde 4 matine halinde. Hatta yeterince ilgi görürse suare (gece gösterimi) de yapılacak. Dayımın oğluyla dedik ki bunu izleyelim. Ben ne yaptım ne ettim çok erken davrandım iki tane bilet almayı başardım ilk güne. Sabırsızlıkla bekliyoruz, sinema efektlerinde bir dönüm noktası olan bu filmi. Şekilden şekle giren, dokunduğu herşeyin kılığına bürünebilen civa robota dair görüntüler televizyonlardaki film tanıtım programlarında ara sıra yer alıyor...

Gösterim günü geldi, erkenden gittik. Son derece doğru bir karar vermişiz aceleci davranmakla. Sinemaya bir girdik ki, neredeyse hiç yer yok, kalan bir kaç koltuğa zar zor oturabildik. Zaten yanlara sandalyeleri dizmişler, bir süre sonra onlar da dolunca ayakta kalanlar ve yerlere oturanlar oldu. İnsanlar bir taraftan gelmeye devam ediyor. Dolan salonda yer kalmadığı biliniyor olduğu halde dışarıda gişede bilet satılıyor bir yandan demek ki. Film başladı...

İlk aksiyon sahneleriyle birlikte izleyiciler hafiften ses vermeye başladı. Daha başlarda denebilecek Arnold'un canlandırdığı (filme göre eski model olan) insansı robotun motosikletin üzerinde her defasında tüfeği tek eliyle estetik bir hareketle çevirerek kurma mekanizmasını atışa hazır hale getirdiği ve bir tırın yer aldığı kovalamaca bölümünde artık coşku üst seviyeye çıktı ve hemen ardından ilk tezahüratlar başladı. Ondan sonra da bütün film boyunca bazen azalarak bazen zirveye tırmanarak bu taşkınca denebilecek filmi sanki içinde yaşayarak izleme davranışları ve tezahüratlar sürdü gitti. Bir sinema salonunda olması gereken gerçek sessizlik nadiren yakalanıyor ama çok sürmeden tekrar uğultu gürültü yeniden kaldığı yerden başlayıp gidiyordu. Filmi ancak birkaç sene sonra yeniden sakin bir ortamda izleme şansı elde ettiğimde bütünsel olarak bir değerlendirme yapabildim.

Tüm film boyunca topluca tepki veriyordu sinemayı hınca hınc dolduran izleyiciler. Tezahüratlar, sanki filmdeki oyuncular kendilerini duyuyormuş gibi bağırıp çağıranlar hatta yüksek sesle akıl verenler... Islıklar, alkışlar... Filmde civa robotun iki kere üç kere olmak üzere yok edildiğinin sanıldığı sahneler var ki, onlarda bütün salon ayağa kalkıyor. Tabi ki civa robot her seferinde yeniden diriliyor.

Son 10 dakikayı zaten tüm salon ayakta izledik. Islık, alkış, bağırış çağırış, tezahürat. Galeyan düzeyine varan tezahüratlar. Allah'tan o son kısımlarda çok da anlamayı gerektirecek bir şey yok... Sadece kovalamaca ve kavga... Civa robotun yokedilişinde artık salonda tüm sesler birbirine karışarak aralıksız olarak 4-5 dakika kadar süren ve kulaklarda sürekli çınlayan bir uğultuya dönüşmüştü.